Haydi Eller Havaya!
Komite üyeleri genel olarak; iktisadî faaliyete ve iş gücü piyasasına ilişkin verilerin, büyümenin uzun dönem ortalamasının üzerinde seyrettiği şeklindeki görünüm ve bundan da güçlü seyreden iş gücü piyasası koşulları ile tutarlı olduğu kanaatindedirler. Son dönemde açıklanan hane halkı ve kurumsal harcama verileri iktisadî faaliyetteki ivmelenmenin belirginleştiğini göstermektedir. Üyeler, genişlemeyle uyumlu finansal şartların, yeni yürürlüğe giren vergi düzenlemelerinin ve iyileşen küresel ekonomi görünümünün önümüzdeki dönemde büyümeyi desteleyeceğine işaret etmiştir. Komite, para politikası duruşunda kademeli sıkılaştırmanın devam etmesi durumunda iktisadî faaliyetin ılımlı şekilde artacağı ve iş gücü piyasasının güçlü görünümünü koruyacağını beklentisine sahiptir.
ABD Merkez Bankası Federal Reserve (Fed)’in para politikasına ilişkin karar organı Federal Open Market Committee (FOMC)’nin –bizdeki Para Politikası Kurulu muâdili– 30-31 Ocak tarihlerinde gerçekleştirdiği toplantı tutanaklarında komite üyelerinin ekonominin görünümüne ve para politikasına ilişkin görüşlerinin özetlendiği kısım bu. Metinde ayrıca üyelerin çoğunluğunun enflasyonda tedricî bir artış olduğu ve enflasyon beklentilerinin FOMC’nin uzun dönemli hedefi olan %2 ile uyumlu bir görünüm arz ettiği kanaatini paylaştığı da yer alıyor. Hatta bazı üyeler, artan kapasite kullanımının ve ücretlerin maliyetler üzerinde baskı oluşturması ve genişlemeci olmaya devam eden parasal ve finansal koşulların etkisiyle enflasyon üzerinde beklenenden daha fazla yukarı yönlü risk oluşturabileceği endişesini ifade etmiş. Birçok komite üyesi FOMC’nin Aralık toplantısından beri finansal şartların belirgin biçimde gevşediğini düşünüyor. ABD doları (USD)’nın değerinin diğer para birimleri karşısında gerilemesinin ve –borsalardaki 29 Ocak ile 9 Şubat arasındaki iki haftalık düşüş hariç– hisse senedi piyasalarında yaşanan yükselişin, tahvil faizlerindeki nominal artışın sıkılaştırıcı etkisine baskın geldiği görüşü komitede hâkim. Fed’in para politikası duruşunu belirleyen kararın tartışmaları sonucunda; FOMC’nin Aralık toplantısında benimsenen ve 2018 yılına ilişkin üç tane 25 baz puanlık (bps) artırım öngören hedef fonlama faiz oranı görünümünü korumakla birlikte, üyelerin bu görünüme ilişkin beklentilerini “para politikası duruşunda kademeli sıkılaştırmanın devam etmesi (further gradual increases)” ibaresini metne ekleyerek güncelledikleri de ifade ediliyor.
Tutanaklar açıklandığı andaki ilk tepkiyle ABD Hazinesi 10 yıllık tahvil faizi 6 bps artarak 2,955 seviyesine çıktı. 2 yıllık tahvil faizinde ise anlamlı bir tepkiden bahsetmek zor. USD’nin altı gelişmiş ekonominin parası karşısındaki değerini gösteren USD endeksindeki tepki de son derece sınırlı kaldı; açıklamadan önce 89,60 seviyesindeki endeks sadece binde 6 değer kazandı. Ertesi sabah açılışında ise yeniden 90 seviyesinin altına düştü. Halbuki Fed’in verdiği mesaj açık, yol haritasının ne olacağına ilişkin bir belirsizlikten söz etmek de mümkün değil. Aralık toplantısında açıklanan ve üyelerin faiz tahminlerini yansıtan “dot plot” grafiği 2018 yılı için üç artırım öngörüyordu. Metinden anlaşılan, bundan daha fazla artırım olması durumunda bile büyümenin ve istihdamın olumsuz etkilenmeyeceği şeklindeki kanaatin FOMC üyeleri tarafından kabul gördüğü. Bu durumda piyasanın umursamazlığını nasıl açıklamak lazım?
Piyasaların verileri, açıklamaları ve gelişmeleri –kuşkusuz belli bir sınıra kadar– okumak istedikleri gibi okumaları alışılmadık bir şey değil. Müzik devam ettiği müddetçe hiç kimse dans pistini terk etmek istemiyor. Buna bir nevi piyasa raconu da denilebilir; herkes kazanırken açıkça gördüğünü riskler sebebiyle çekingen davranıp onlardan daha az bir getiriye katlanmanın maliyeti, herkesle beraber kaybetmenin maliyetinden fazladır (What lessons have we learned). Üstelik tarihteki sayısız örneğin gösterdiği gibi, kaybınız yeterince büyük olacaksa (sistemik olarak önemli veya ‘too big to fail’ de diyebilirsiniz) nasıl olsa vergi mükelleflerinin parasıyla kurtarılacağınız da garanti.
Yakın sayılabilecek bir geçmişte piyasaların göz önünde olan gerçeği görmemekte direnmesinin bir örneği yaşanmıştı. Fed 2004’te ekonomideki aşırı ısınmadan rahatsız olmaya başladı. Nisan ayında enflasyon %2’yi geçmişti, Kasım’da %3,5 görüldü. Eylül 2005’te ise enflasyon %4,7’ye çıktı ve kalıcı olarak %2’nin altına ancak Eylül 2007’de düşürülebildi. Aynı dönemde özel sektör kredi hacmi hızla artıyor ve cari açık büyüyordu. Ocak 2004’te 151,7 olan Case-Shiller konut fiyatları endeksi iki yılda %33,5 artış kaydetti. Büyüme rakamları da güçlüydü; 2006 Q2’ye kadar yıllık büyüme %3’ün üzerinde seyretmeye devam etti. Bu gelişmeler üzerine FOMC Haziran 2004’te son bir yıldır %1 seviyesinde olan Fed fonlama faizlerini üst üste 17 toplantıda aralıksız artırarak %5,25’e çıkardı. Bu kadar sert bir parasal sıkılaştırmaya rağmen ayrıntılarını 2007-2008 döneminde bütün dünyanın öğrendiği finansal mühendislik yöntemlerini kullanan oyuncular, piyasada mortgage faizlerinin artmasına Ekim 2005’e kadar engel oldu. Bu şu demekti; Kasım 2005’te Fed’in hedeflediği gecelik borçlanma faizi %4 iken özel sektörün 30 yıl vadeli ipotekli konut kredisi faizleri sadece %6 idi. O dönemde bu durum piyasalarda hâlâ ciddi para yapmaya devam eden oyuncular arasında favori bir şakaya bile konu olmuştu; “keşke karnım da getiri eğrisi kadar düz olsaydı !..”
Piyasalar görmezden gelme tavrını büsbütün mantıksız biçimde takınmıyor kuşkusuz. Her zaman olduğu gibi dinlediğinizde makul bulabileceğiniz açıklamalar var. Bir kere ECB, BoE ve BoJ gibi diğer gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları hâlâ parasal genişlemeye, yani aylık net tahvil alımlarını sürdürüyor, dolayısıyla küresel likidite artıyor. İkincisi; ABD’de bile henüz enflasyondan bahsetmek mümkün değil. 5 yıl sonrası için 5 yıllık vadeli işlemlerden veya sabit getirili tahvillerle enflasyona endeksli tahviller arasındaki farktan hesaplanan orta vadeli enflasyon beklentileri şimdiden enflasyon hedefiyle uyumlu seviyelere ulaştıysa da gerçekleşen enflasyon ve kısa vadeli öncü göstergeler fiyat istikrarı ile uyumlu kabul edilen %2 fiyat artışının belirgin şekilde altına işaret ediyor. Üstelik güçlü büyüme görünümü sayesinde kademeli faiz artırımlarının iktisadî faaliyet, şirket kârlılıkları veya tüketim harcamaları üzerinde ciddi bir olumsuzluk yaratması ihtimali de söz konusu değil. ABD’de istihdam artışını hizmetler sektörü sürüklediği ve bu sektörün faiz esnekliğinin –sanayinin aksine– düşük olduğu da dikkate alınırsa işsizlik açısından da endişeye mahal görünmüyor. İtiraf etmek gerekir ki bu gerekçeler ve açıklamalar gerçekçi ve hepsi de haklılık taşıyor, en azından Titanic’in 1912’deki ilk seferinden önce “bu neden batmayacak bir gemidir Titanic was unsinkable” açıklamaları kadar…
Ne yazık ki 1912 yılının 15 Nisan sabahındaki son sahneyi de 15 Eylül 2008’de yaşanan üzücü olaylarıda biliyoruz; yani film mutlu sonla bitmiyor. Yine de boş verin siz, keyif kaçırmaya gerek yok. Partidekiler eğlenirken, hazır müzik hâlâ devam ederken: Haydi bütün eller havaya!

Bir yanıt yazın