Merkez Bankası Bağımsızlığı Ne Demektir ve Niçin Önemlidir?
Her ne kadar devletin para üzerinde otorite kurma girişimi M.Ö. 3. binyılda Mısır ve Sümer medeniyetlerine gitse de modern anlamda merkez bankacılığının tarihi 17. yüzyılın sonlarına kadar gider. En eski merkez bankasının 1668’de kurulan İsveç Riksbank olduğu kabul edilir. Bunu 1694’te kurulan İngiltere Merkez Bankası Bank of England izler. Merkez bankalarının varoluş sebebi iki fonksiyonun yerine getirilmesidir. Birincisi; ülkenin sınırları içinde yasal ödeme aracı olan ve egemenliğin simgelerinden kabul edilen milli parayı basmaktır.
İkincisi; ödeme sistemlerinin doğası gereği kısmî rezerv bankacılığında bir kuruluşun temerrüde düşmesinin sistemin tamamını etkileyeceği ve kredi mekanizmasının işlemesi toplumsal bir fayda sağladığı için son/nihaî borç verme mercii görevini üstlenmektir.
Kağıt para sisteminde iktidarların para yaratma gücünü kısa vadeli çıkarları için kötüye kullanabildikleri, bunun ekonomik dengeleri bozarak toplumsal refaha zarar verdiği fark edildiğinden para miktarını kıymetli maden rezervine (altın) bağlayarak denetim sağlanmaya çalışıldı. Böylece para politikası kurala bağlı hale getirilerek siyasî gücün para üzerindeki otoritesini istismar etmesi önlenmiş oldu. Dünya ekonomisinin hızlı gelişmesi karşısında altın miktarı yetersiz kalıp para arzı artırılamayınca deflasyon riski belirdi.
Birinci Dünya Savaşına giden olayları tetikleyen ekonomik krizde de 1929-33 arası yaşanan Büyük Buhran’da da altın standardı adı verilen bu çok katı kurala bağlı para politikasına ilişkin yanlış kararların etkili olduğu görülünce 1944’ten sonra sistem revize edildi. Bretton-Woods sistemi adı verilen bu düzende altın ile birlikte USD’nin de rezerv işlevi görüyordu. Dünyanın en büyük ekonomisi, herkesin ihtiyaç duyduğu malları büyük miktarda üreten ABD’ye, dünya ekonomisine sermaye ihraç etme ve paraların değerini gözetme görevi verildi. 1971’de bu sistemin de büyüyen dünya ekonomisinin ve hızla artan uluslararası ticaretin ihtiyacını karşılayamayacağı ve 1 ons altın = $35 paritesinin korunamayacağı anlaşılınca yerli paraların değerini koruma görevi ulusal merkez bankalarına kalmış oldu.
1960’lı ve 70’li yıllarda yaşanan krizler iktisat biliminde büyük bir düşünce devrimine yol açtı. 1968’de Friedman ve Phelps, 1971’de Lucas ve Prescott, 1973’te Lucas, 1977’de Kydland ve Prescott enflasyon ile büyüme arasında ödünleşme (tradeoff) olamayacağını ve ekonomi politikalarının kurala bağlı olması gerektiğini ispat etti. Kurala bağlı olmayan politikalar belirsizlik ve zaman tutarsızlığı sorununa yol açarak yatırımı, üretimi, büyümeyi, istihdamı; kısacası toplumsal refahı zedeliyordu. Para politikasını kullanarak, mesela faiz oranlarını piyasa dengesinin altında tutarak veya para arzını artırarak parasal genişleme yoluyla istihdamın kalıcı olarak artırılamayacağı, orta-uzun vadede sürdürülebilir büyüme sağlanamayacağı iktisat bilimi açısından temel bir gerçek.
Enflasyon kanunsuz biçimde alınan bir vergidir. Toplumu kısa süre için bile olsa kandırarak veya en azından buna teşebbüs ederek paranın değerini düşürmek yoluyla kamu harcamalarını finanse etmek veya borcun reel değerini düşürmek, insanların cebindeki parayı çalmaktan farksızdır. Siz elinizdeki paranın aynı kaldığını sanarken o parayla satın alınabilecek malların ve hizmetlerin miktarını size sezdirmeden azaltmaya çalışmak ahlaksızlıktır. Ekonomiye de kalıcı bir olumlu etki sağlaması mümkün değildir.
Siyasî iktidarın ekonomi üzerindeki en büyük gücü maliye politikasıdır. Halkın temsilcilerinin/milletin vekillerinin onayı ile dilediği kadar vergi toplayabilir ve bu geliri istediği yere harcayabilir. Bu süreç şeffaf olduğu ve hükümete hesap verme yükümlüğü yüklediğinden meşrudur. Yanlış maliye politikası da ekonomik dengeleri bozar, toplumsal refahı olumsuz etkiler ama hem siyasî meşruiyet çerçevesinde alınan yetkiyle yapıldığı hem de şeffaf olduğu için bu karar siyasî iradenin tercihine kalmıştır. Politikanın sonuçlarını millet değerlendirir. Başarılı bulursa desteğini sürdürür, başarısız bulursa hesap sorabilir veya tercihini değiştirebilir. Her iki durum da meşru ve ahlaken tutarlıdır. Ama para politikası böyle değildir. Para politikasını kısa vadeli siyasî çıkarlar için kamu harcamalarını karşılamak amacıyla kullanmak veya iç talebi kışkırtarak istihdamı ve büyümeyi artırmaya çalışmak hem yanlış/beyhude hem şeffaflıktan ve siyasî meşruiyetten yoksun, ahlakî açıdan da sorunlu bir uygulamadır.
Merkez bankasının temel görevi fiyat istikrarını sağlamaktır. Büyümeye ve istihdama para politikasının yegâne katkısı fiyat istikrarını kalıcı kılarak öngörülebilir bir iş ve yatırım ortamı yaratmaktır. Böylece verimlilik, dolayısıyla rekabet gücü ve toplumsal refah da artar. Merkez bankası bağımsızlığı bir kamu malıdır. Toplumsal faydasına olmasına rağmen yönetimi atama yoluyla belirlenen bir kurumun egemenlik gücünün bir unsurunu bağımsız olarak kullanması “demokratik açık” olarak adlandırılan sorunu doğurur. Bu sebeple de demokratik ülkelerde merkez bankaları periyodik olarak hem hükümetlere hem de milletin vekillerine hesap vermekle yükümlü tutulur. Nitekim bizim Merkez Bankasi da yılda iki kere TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirir.

Bir yanıt yazın