loader image

İmkansız Üçlü ve Küresel Ekonomi Politik Görünüm

İmkansız Üçlü ve Küresel Ekonomi Politik Görünüm

Dani Rodrik Harvard Üniversitesi’nde kamu yönetimi siyaset bilimi alanında dünyaca ünlü Kenedy School of Government’ta görev yapan uluslararası politik iktisat alanında önde gelen bir bilim insanı. Rodrik’i yüksek lisans yaparken okuduğum “The Political Economy of Turkey: Debt, Adjustment and Sustainability” (1990) kitabındaki makalesinden tanıyordum. Milenyum dönümünde “küresel ekonomi politiğin imkansız üçlüsü” teziyle büyük etki yaratmıştı. Makro iktisat ve özellikle iktisat politikalarıyla ilgilenenlerin aşina olduğu üzere, Obstfeld ve Taylor tarafından geliştirilen “açık ekonominin imkansız üçlüsü” tezi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu dışa açık bir ekonomide aynı anda hem faiz oranının hem döviz kurunun belirlenemeyeceğini savunur. Bir başka deyişle, bağımsız para politikası, sabit kur rejimi ve sermaye hesabı serbestisi eşanlı olarak sağlanamaz. Rodrik bu imkansız üçlü modelini uluslararası politik iktisat alanına uyarlamıştı. Rodrik’in Journal of Economic Perspectives’te 2000 yılında yayımlanan makalesi; “How Far Will International Economic Integration Go?” bu alandaki anlayışıma önemli katkı sağlamıştı.

JEP’teki söz konusu makalesinde Rodrik küresel ekonominin imkansız üçlüsünün unsurlarını;
• Kitlesel (ya da demokratik) siyaset,
• Ulus devlet (ulusal egemenlik) ve
• Uluslararası ekonomik entegrasyon
olarak tanımlıyor ve bu üçünden aynı anda en fazla ikisinin birlikte sağlanabileceğine ilişkin özgün bir tezi savunuyordu.

Yakın zamanda gündeme getirdiği yeni imkansız üçlü tezi de en az bir önceki kadar önemli.
Rodrik’in yeni imkânsız üçlüsünün unsurları;
• iklim değişikliği ile mücadele,
• gelişmiş ülkelerde orta sınıfın güçlendirilmesi ve
• küresel yoksulluğun azaltılması.
Bu üçüne birden erişmek imkansız. Aynı anda bu üç hedeften ancak ikisine ulaşılabiliyor. Rahatsız edici bir öngörü. Hele de dünyanın iklim krizi, göç, yabancı karşıtlığı, artan jeopolitik gerilimler gibi ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde.

Yeni imkansız üçlü gündeme gelince Bence gelişmeler Rodrik’in öngördüğünden farklı seyretti. Küreselleşme aslında vaatlerini büyük ölçüde gerçekleştirdi. Gelişen ekonomiler ile gelişmiş ekonomiler arasında iktisat kuramının öngördüğü yakınsama yaşandı. Küresel çıktı içinde gelişen ekonomilerin payı arttı (Grafik 1). Küresel sanayi üretimi gelişen ekonomilere kaydı. Dünyanın en büyük ekonomileri arasında artık birçok gelişen piyasa ekonomisi var. Gelişmiş ekonomiler de düşük enflasyon ile yüksek büyümenin sağladığı refahtan yararlandı. 1995-2020 arası dönemde gelişmiş ekonomilerde büyüme oranı enflasyonun üzerinde seyretti (Grafik 2). Üretim faktörlerinin, ürünlerin ve hizmetlerin ülkeler arası geçişkenliği arttıkça teknoloji de daha hızlı gelişti. Üretim ağları ve değer zincirleri küreselleşti. 1990’da dünya ortalaması 4.000 dolar düzeyinde olan kişi başına düşen gelir, çeyrek yüzyıllık küreselleşme döneminde 11.000 doları geçti.
Buna karşın küreselleşmenin yarattığı hayal kırıklığı ve mutsuzluk baskın çıktı. Ben küreselleşmenin sonuçlarını bir başka üçlü ile, Fransız Devriminin sloganı ile benzeştirerek yorumluyorum.
Fransız Devrimi, “Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik” üçlüsünü bayraklaştırmıştı. Küreselleşme ekonomik alanda değerlendirilecek olursa, bu üç bileşenin ikisini hiçbir zaman birlikte sağlayamadı. Dünya genelinde ekonomik özgürlük (refah da diyebiliriz) performansı kabul edilebilir düzeyde olsa da ekonomik eşitlik ve insanlık ailesinin kardeşlik ruhu sağlanamadı. Gelişmiş ekonomiler “Yükselen Piyasa Ekonomileri” aleyhine alan kaybettikçe “piyasa” kavramı da “yükseliş” ivmesini kaybetti. Zenginler, yoksulların servete bu kadar çabuk ortak olmasından, dengelerin bu kadar hızlı değişmesinden mutsuzdu.
Yoksullar toplam küresel üretimdeki payları büyüdükçe eşitsizliğin paradoksal biçimde artmaya devam etmesinden ve küresel düzende yeteri kadar temsil hakkına sahip olamamaktan mutsuzdu.
Yeryüzü gezegeni, kalkınma ve büyüme adına doğal çevresinin bu kadar yıkıma uğramasından mutsuzdu.
Mutsuzluklar baskın çıktı.
Yönetişim ilkelerine uygun adil, hakkaniyetli, katılımcı ve kapsayıcı, çevreye duyarlı bir küresel düzen kurulamadı. 30 yıllık küreselleşme Milanovic’in, Stiglitz’in, Galbraith’in, Rodrik’in eleştirel analizlerinde işaret ettiği gibi başarısız oldu. Sonuçta küresel entegrasyon bir varlık değil yükümlülük haline geldi.

Küreselleşmenin başarısızlığı Rodrik’in imkansız üçlü tezinin öngördüğünün bir hayli gerisinde kaldı. Değil üç bileşenin eşanlı olarak sağlanması, imkansız üçlünün (demokrasi-ulusal egemenlik-küresel entegrasyon) bileşenlerinden ikisi birden ciddi biçimde aşınmış durumda. Dünyada demokratik siyaset hızla mevzi kaybediyor. Sadece “Freedom in the World” gibi raporların ortaya koyduğu somut gerilemeden bahsetmiyorum. Özgürlükçü demokrasi felsefi olarak da tartışılıyor.
New York Times’tan The Economist’e, Politico’dan Brookings’e yayımlanan makalelerde, saygın akademik kurumlardan siyaset bilimcilerin çalışmalarında bunu görüyoruz.
Küresel entegrasyon ise 2019’dan beri gözle görülür bir gerileme içinde. Korumacılık yeni küresel salgın oldu. Serbest dolaşım, ticarette ve finansta uluslararası normlar gibi “eşit şartlarda işleyen küresel rekabet” düzeninin (level playing field) köşe taşları birer birer yıkılıyor.
Ulusal egemenliğe gelince orada durum karışık. Ulusal egemenlik ve ulusalcılık yükselişte ama hemen her yerde çoğunlukçu popülizmin esiri olmuş durumda. Siyasette çatışmacı, ekonomide kapanmacı, sosyolojide ayrıştırmacı bir akıma dönüştü. Ekonomi politikaları alanında en çarpıcı yansıması, merkez bankası bağımsızlığı gibi en sağlam çapaların bile bu yeni ulusal egemenlik siyasetini yarattığı akıntıya dayanamayıp dip taramaya başlaması.

Sonuç olarak Rodrik’in ilk üçlüsünde benim okumama göre görünüm böyle.
Ama bugün yaşadığımız durum, Rodrik’in 2000’lerin başında ortaya koyduğu tezin değerini ve o gün için açıklayıcılığını zedeleyecek bir tespit olarak görülmemeli. Dani Rodrik önemli ve üretken bir akademisyen olarak izlenmesi gereken bir isim.
Bütün insanlığın hayrı için dileyelim ki bu yeni üçlüsünün işaret ettiği çelişkilerin yarattığı gerilim bir felakete dönüşmesin ve bu tezin akıbeti öncekinden daha iyi olsun…

Share this post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir